İsa’yı Öldüren Kim?
İnsanların, yıllarca soruşturup, tartıştığı, yüzyıllar boyunca farklı açılardan bakarak anlamaya çalıştığı bir konu var: İsa’yı öldüren kim? Herkesin bildiği bir şey var: İsa, bu dünyadan haksız yere alındı. Ama gerçekten kim öldürdü onu? Çarmıha gerilen o adamın suçlu olduğu bir şey var mıydı? Gerçekten o mu suçluydu, yoksa bizler mi?
Bir Şehirdeki Hayal Kırıklığı: Kayseri’nin Sokaklarında
Ben Kayseri’de doğdum. Burada büyüdüm. Ne zaman bir günlüğümde yazdığım satırlara geri dönsem, bir şeyin farkına varıyorum: Kayseri’de hayat hızla akar, ama bir o kadar da karamsardır. Sanki burada insanlar en çok umutları kırıldığında, yürekleri parçalandığında kendilerini buluyorlar. Kimse için çok geç olmayan bir yer burası. Ama yine de, kiminin gözlerinde o hayal kırıklığı var. O kırılgan, kırmızıda parlayan yansıma…
Hani, bir gün bir hata yaparsınız da hayatınızın geri kalanında, o hatayı sırtınızda taşırsınız ya… İşte tam o anı yaşıyorum, Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken. Birden gözümde canlanan bir sahne var: Üzerine bir çocuğun oyununa dalmış bir adam gibi gülümsüyorsunuz. Ama o gülümseme, aniden siliniyor. Hayatın soğuk gerçekleriyle yüzleşiyorsunuz. Benim gibi, o zamanlarda biri, içinde kaybolmuş bir “neden” arayışına düşer. Kayseri’nin içi soğuk, ama insanlar birbirini sevdiklerinde bir nebze ısınıyor.
Çarmıha Gerilmek: Bir Ölüm, Bir İsyan
O gün, o sabah nehir kenarındaki taşlardan biri kadar durgundu. Çarşıda gezinen, ellerinde ekmek ve peynir almak için sırada bekleyen kadınları görebiliyordum. Ama bir başka resim daha vardı. Bir başka gerçek: İsa, o kadar masum ve ince bir şekilde, şehre doğru ilerliyordu. Ona haksızlık yapılacağı belli, ama kimse fark etmiyordu. O, bir inanç uğruna acı çekmeye mahkûm edilip çarmıha gerilecekti.
Bir gün İsa’nın gözlerinin içine baktım. “Kim beni öldürecek, kim?” diye düşünürken, fark ettim ki, herkesin, her insanın bir parçası var orada. İsa’yı öldürenin kim olduğu konusunda bir soru işareti var. Ama cevaplar hep dönüp dolaşıp bana geliyordu: Ben. Evet, belki de bizler.
Bunu yazarken, içimde bir şeyler sızlıyor. Geçmişi sorgularken, kendimi buluyorum. Herkesin, bir zamanlar, bir İsa’yı öldürdüğüne dair bir sorumluluğu var gibi. Bazen kendi kaybolmuş inançlarımızı, acılarımızı, onurlu görünen isyanlarımızı başkalarına yüklüyoruz. Ama gerçekte, kimseyi suçlayamayız. Herkesin içinde bir “İsa öldüren” var. Benim de.
Hayal Kırıklığının İzinde: Duygularımın Derinliklerinde
Hayal kırıklığı… Bu kelime, bana göre, aslında hayatın en saf, en gerçeği. Çünkü her hayal kırıklığı, içindeki isyanla birlikte gelir. Ama ne kadar isyan etsen de, içinde kırılganlık vardır. İsyan, bir tepki olarak doğar; ama kırıklık, daha derinlere işler.
Hayatım boyunca sürekli kaybolduğumu hissettim. Kayseri’deki sokaklarda yavaşça yürürken, yıllardır bir şeyleri unutmaya çalıştım. Ama her adımda, içimde bir soru vardı: Kim seni öldürecek? Ve bu soru sürekli benimleydi. O kadar büyük bir soru ki, yaşamıma şekil veren bir şey haline geldi. Bu soru, bazen kaybolan umutları, terk edilen duyguları, bir kaybın acısını simgeliyordu. Gerçekten, bir gün İsa’yı öldüren kimdi?
İçimdeki o hayal kırıklığını, isyanla karıştırdım. Belki de ikisi bir aradaydı. İsyan etmeden önce, hayal kırıklığını yaşamak gerekiyordu. Ve belki de o sorunun cevabı, her zaman kendisinde saklıydı.
Gerçekten Kim Öldürdü İsa’yı?
Kayseri’nin bu dar, yalnız sokaklarında yürürken, birden İsa’nın o gözleri aklıma geliyor. Aniden çarmıha gerilen İsa, tüm o isyanlarla karşı karşıya bırakılıyor. Bir şey fark ediyorum: İsa’yı öldüren, sadece fiziksel bir rakip değil. O, biziz. Her birimiz, içimizde taşıdığımız duygularla, bazen farkında olmadan, onu öldüren insanlarız.
İsa’yı öldüren, en başta, içindeki kırıklığı taşımaktan başka bir şey yapamayan biziz. Yani, o soruyu kendine sormayan kimse yok: “Kim seni öldürecek?” Çünkü her birimiz, yaşamımızda bir noktada, duygusal anlamda bir İsa’yı çarmıha geriyoruz. O yüzden bu soruyu bir kez daha soruyorum: “İsa’yı öldüren kim?” Kimseyi suçlamıyorum, sadece bir gerçeği anlamaya çalışıyorum. İsa’nın sonu, bizim içimizdeki o derin boşluğa kadar uzanıyor.
Umut ve Yeniden Doğuş: Bir Yıldızın Işığında
Yine de, her şeyin bittiği yerden umut doğuyor. Hayatın karanlık taraflarını kabul etmek, o acıları ve kırgınlıkları aşmak, sonunda bize güç verir. Çünkü sonrasında daha büyük bir ışık doğuyor. İsa’nın ölümü, aynı zamanda yeniden doğuşun habercisidir. Her birimiz, o ölümü kendi içimizde bir noktada yaşıyoruz, ama sonra yeniden doğuyoruz.
İsa’yı öldürenin kim olduğunu anlamak, sadece geçmişi anlamakla kalmaz, kendi iç yolculuğumuzu keşfetmeye de yardımcı olur. Belki de, içimizdeki tüm acı ve kırıklıkları kabul ettikçe, bizler daha güçlü ve daha umutlu oluruz.
Kayseri’nin soğuk sokaklarında yürürken, şimdi bir şey biliyorum: Her birimiz, kendi İsa’mızı öldüren, sonra da onu yeniden doğuran bir yolculuktayız. Gerçekten İsa’yı öldüren kim? Bunu bulmak, hayatın derinliklerinde gizli olan bir gerçeği kavrayabilmektir. Ve belki de en önemli şey, bu yolculuk boyunca, hiçbir zaman kaybolmamak.