Kayseri’de Bir Kış Sabahı: İçime İşleyen Sessizlik
Kayseri’de kış sabahları her zaman biraz sert olur. Hava sanki insanın yüzüne değil de doğrudan içine çarpar. O sabah da öyleydi. Defterimi açıp birkaç satır yazmak istemiştim ama elim donmuştu, kalem bile ağır geliyordu. 25 yaşındayım ve uzun zamandır şehirde gördüğüm her şeyin içimde ayrı bir karşılığı var. İnsanlar bunu büyümek sanıyor ama ben buna biraz da “fazla hissetmek” diyorum.
O gün hayatımın sıradan bir sabahı olacağını sanıyordum. Ta ki sokak köşesinde onu görene kadar.
Sokak Köşesindeki Sessiz Panik
Mahallede yürürken önce bir kalabalık fark ettim. İnsanlar genelde Kayseri’de sabahın erken saatlerinde bu kadar birikmez. Bir şey olmuştu, hissediliyordu.
Yaklaştığımda gördüm onu.
Zayıf, kirli, gözleri tuhaf derecede sabit bir köpek. Ama mesele sadece açlık değildi. Hareketleri… düzensizdi. Bir an ileri atılıyor, sonra sanki kendi gölgesinden korkup geri çekiliyordu. Ağzından hafif köpükler geliyordu.
Birinin fısıldadığını duydum:
“Dikkat et, kuduz olabilir.”
O an içimde bir şey düştü. Sanki midemin içinde bir taş yuvarlandı.
Köpeğe bakarken aklımdan tek bir soru geçti:
Kuduz olan köpek iyileşir mi?
Bunu yüksek sesle sormadım ama zihnimde yankısı büyüdü. Çünkü o an köpeğin gözlerinde sadece hastalık değil, bir tür çaresizlik de vardı. Sanki yardım istiyor ama nasıl isteyeceğini bilmiyordu.
Ve ben… orada öylece kalakaldım.
İlk Dokunuşun Yasaklığı
Bir arkadaşım yanımdaydı. “Yaklaşma,” dedi. “Tehlikeli.”
Ama o kelime bile yetmedi içimdeki sıkışmayı azaltmaya. Tehlikeli olan sadece köpek miydi, yoksa ona yardım edememek mi?
Bir adım attım. Sonra bir adım daha.
Köpek bana baktı. O bakış hâlâ aklımdan çıkmıyor. Sanki geçmişiyle bugünü arasında sıkışmış gibiydi. Bir an için kuyruğu hafifçe kıpırdadı ama hemen ardından ani bir panikle geri çekildi.
O an korktum. Evet, bunu açıkça söylüyorum: korktum.
Ama daha baskın olan duygu korku değil, hayal kırıklığıydı. Çünkü bir canlıyı bu halde görmek insanın içindeki “yardım etme” duygusunu paramparça ediyor.
Veteriner Kliniğine Giden Yol
Değerli Simarikcanta okurları, bu makalemizde “Kuduz olan köpek iyileşir mi” konusunda bilmeniz gereken her şeyi derledik.
Bir süre sonra belediye ekipleri geldi. Köpek kontrollü bir şekilde alındı. Biz de peşlerinden gittik. İçimde garip bir boşluk vardı. Sanki o köpek sadece sokaktan değil, benim içimden de alınmıştı.
Veteriner kliniği soğuktu. Duvarlar beyazdı ama o beyazlık bana temizlik değil, bekleyiş hissi veriyordu.
Bir veteriner köpeği inceledi. Uzun süre konuşmadı. Sessizlik uzadıkça içimdeki umut da şekil değiştiriyordu.
Sonunda biri sordu:
“Durumu nedir?”
Veteriner ağır bir nefes aldı. “Belirtiler ciddi,” dedi. “Kuduz şüphesi yüksek.”
O an içimde bir şey kırıldı.
Ve yine aynı soru zihnime saldırdı:
Kuduz olan köpek iyileşir mi?
Cevap gelmedi. Ama sessizlik bile bir cevap gibiydi.
Bekleyişin İçindeki Çöküş
Bekleme odasında otururken insanları izledim. Kimisi telefonuna bakıyordu, kimisi pencereye. Ama herkes aynı şeyi yapıyordu aslında: düşünmemeye çalışmak.
Ben düşünüyordum.
Çocukluğum geldi aklıma. Mahallede beslediğim siyah bir köpek vardı. Adı yoktu ama benim için her şeydi. Okuldan dönerken beni kapıda karşılar, bazen hiç konuşmadan yanımda yürürdü.
Bir gün kaybolmuştu.
Uzun süre aramıştım. Bulamamıştım. O zaman anlamamıştım ama şimdi anlıyorum: bazı kayıplar sadece fiziksel değildir.
Şimdi o kliniğin içinde otururken, sanki o eski köpeğin hikâyesi yeniden başlamış gibiydi.
Ama bu kez sonu daha ağır olacaktı.
Gerçeğin Ağırlığı
Veteriner tekrar geldiğinde yüzü daha ciddiydi.
“Kuduz,” dedi, “ilerlemiş durumda.”
Kelime kısa ama etkisi büyüktü. İçimde yankılandı.
Birisi sordu: “Tedavi edilemez mi?”
O an herkesin gözleri aynı cevabı bekliyordu.
Ama gerçek bazen bekleneni vermez.
Veteriner başını hafifçe salladı. “Belirtiler başladıktan sonra geri dönüş çok zor.”
O cümle odanın içine çöktü.
Ben o an ilk defa gerçekten yıkıldım. Çünkü mesele sadece bir köpek değildi. Mesele, yardım etmek isteyip edememekti.
Ve yine o soru:
Kuduz olan köpek iyileşir mi?
Bu kez cevap zihnimde daha sertti: Hayır.
Ama bunu kabul etmek kalbimi daha da zorladı.
İnsan Olmanın Çelişkisi
Dışarı çıktım. Soğuk yüzüme vurdu ama iyi geldi. Çünkü içeride nefes almak bile ağırdı.
Bir banka oturdum. Ellerimi cebime soktum ama ısınmadım.
Kendi kendime düşündüm: İnsan olmak ne demekti?
Bir canlı acı çekerken sadece izlemek mi? Yoksa müdahale edemediğinde bile hissetmek mi?
Ben hiçbir şey yapamamıştım. Ama hissetmiştim. Belki de en zor kısmı buydu.
Umut ile Gerçek Arasında
O akşam eve döndüğümde defterimi açtım. Yazmak istedim ama kelimeler dağınıktı.
Bir satır yazdım:
“Bugün bir köpeğin gözlerinde kaybolmuş bir dünya gördüm.”
Sonra durdum.
Çünkü başka bir cümle geldi:
“İyileşir mi diye sordum ama aslında cevabını duymaya hazır değildim.”
Gerçek bazen umutla çarpışır. Ve bu çarpışmada genelde umut yaralanır.
Gece ve Sessiz Düşünceler
Gece olduğunda Kayseri daha da sessizleşti. Pencereden dışarı baktım. Sokak lambaları titriyordu.
Aklım hâlâ o köpekteydi.
Onun gözleri… o anki hareketleri… korkusu…
Bir yandan öfke hissettim. Neden böyle bir hastalık var diye. Bir yandan çaresizlik. Çünkü bazı şeyler insanın elinde olmuyor.
Kuduz olan köpek iyileşir mi?
Bu soru artık sadece bir merak değil, bir ağırlıktı. İçimde taşıdığım bir taş gibi.
Ve ben o taşı ne atabiliyordum ne de unutabiliyordum.
Kabul Etmenin Zorluğu
Sabaha doğru uyuyabildim. Ama hafif bir uyku değildi. Rüyalar bile ağırdı.
Uyandığımda ilk hissettiğim şey huzur değil, eksiklikti.
O köpek hâlâ içimde bir yerdeydi.
Belki de bazı hikâyeler çözülmez. Sadece taşınır.
Ve bazı soruların cevabı, öğrenmek değil, yaşamak olur.
Sonra Kalan
Bugün hâlâ o günü düşündüğümde içimde aynı his var: hayal kırıklığı ve küçük bir umut kırıntısı.
Belki de en doğru şey, bazı şeyleri değiştirememek değil, onları görmezden gelmemek.
O köpeği unutmadım.
Ve sanırım unutmayacağım da.
Çünkü bazen bir sokak köpeği, bir şehrin değil, insanın kendi içinin aynası olur.